Eşşek Sudan Gelinceye Kadar Deyimi ve Öyküsü
8/10/2008 -Kategori: Deneme
EŞEK SUDAN GELİNCEYE KADAR
Balkan Harbi sıralarında, cephedeki askeri birliklerin su ihtiyacını, her bölüğün saka neferleri temin edermiş. O zamanlar , Mekkare katırlarından başka , adına Karanfil Kolu denilen, eşekli nakliye kolları da varmış. Her bölüğe de bir eşek tahsis edilmiş. Saka neferleri bu eşeklere yükledikleri fıçılarla , ordugaha en yakın bir pınardan bölüklerine su taşırlarmış.
Bölüklerden birinin saka neferi, çok saf ve tembelmiş. Bir gün pınar başında yatmış uyumuş. Eşek de çimenler üzerinde otlarken uzaklara gitmiş. Uyandığı zaman akşam olmak üzereymiş. Eşeği aramış bulamamış. Koşarak bölüğe gelmiş. Susuzluktan kıvranan bölüğün çavuş ve onbaşıları sakayı yakaladıkları gibi bölük komutanının karşısına çıkarmışlar.
Çok sert ve aksi bir adam olan komutan saka neferini sorguya çekmiş. Neticede uyuduğunu ve eşeği kaçırdığını öğrenince, hemen etrafa atlılar çıkarıp eşeği aratmaya göndermiş. Sakayı da çadırın direğine bağlayıp başlamış dayak atmaya. Can acısı ile avaz avaz bağıran saka :
"Aman kumandanım, ölüyorum, bir daha uyumayacağım, bağışla" diye bağırdıkça , komutan :
"Acele etme , daha eşek bulunmadı. Eşek sudan gelinceye kadar dayak yiyeceksin ki , bir daha eşeğine sahip olup, muharebe yerinde, vazife başında uyumayacaksın" demiş...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Cemaziyellev Deyimi VE Öyküsü
7/10/2008 -Kategori: Deneme
CEMAZİYELEVVEL' İNİ BİLMEK
Bir zamanlar postanede çalışan bir memur varmış. O günlerde kadınlar çalışamadığı için, adamcağız tek maaşla eşine ve üç çocuğuna bakmakta zorluk çekiyormuş. Bu yüzden postaneye gelen kolilerin amerikan bezinden yapılmış torbalarını eve getiriyor, hanımı da bunlardan bütün aileye iç çamaşırı dikiyormuş. Tabi bu kolilerin üzerinde sabit bir kalemle yazılmış tarih ve adresler olduğundan bu yazılar iç çamaşırlarının üzerinde kalıyormuş.
Bir gün postanede kolileri bir yerden alıp bir yere koyarken eğilince beli açılmış ve iç çamaşırı görünmüş. Yanında çalışan en yakın arkadaşı çamaşırın üzerindeki Cemaziyelevvel yazısını görünce önce şaşırmış, sonra gülmeye başlamış. Niye güldüğünü soran arkadaşına gördüğünü anlatınca birlikte gülmüşler, sonra da hayat şartlarının zorluğundan bahsedip uzun uzun dertleşmişler.
Aradan yıllar geçmiş, posta memuru çalıştığı postaneye önce şef, ardından müdür olmuş. Bu arada kılığı kıyafeti epeyce düzeltmiş. Makamını hazmedemeyen bütün yöneticiler gibi hem kibirli hem de astığı astık, kestiği kestik bir yönetici olmuş. O kadar ki en yakın arkadaşlarıyla bile arasına mesafe koyuyor, olur olmaz şeyleri bahane edip onları haşlıyormuş. Bir gün en yakın arkadaşını makamına çağırarak haşlamaya başlayınca arkadaşı artık dayanamış ve:
"Dur bakalım, o kadar da ileri gitme! Bunu bana yapma bari, ben ki senin 'Cemaziyelevvel'ini biliyorum, biraz ayıp olmuyor mu?" demiş. O günden sonra geçmişini unutup ta büyüklük taslayanlar için bu söz kullanılır olmuş.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Kızıldereli
5/10/2008 -Kategori: Deneme
Bir gün New York' ta bir grup iş arkadaşı yemek molasında dışarıya çıkarlar, gruptan biri kızılderilidir. Yolda yürürken insan kalabalığı, siren sesleri,yolda calışma yapan işcilerin araçlarının çıkardığı gürültü, araçların korna sesleri arasında ilerlerken kizilderili kulağına cır cır böceği sesinin geldiğini söyler ve aranmaya başlar. Arkadasları bu gürültünün arasında bu sesi duyamayacağını kendisinin öyle zannettiğini söyleyip yollarına devam ederler. Aralarından bir tanesi inanmasada onunla birlikte aramaya devam eder. Kızılderili caddenin karşısına doğru yürür arkadaşıda arkasından takip eder ve o binaların arasında bir kaç tutam yeşilliğin arasında gercekten bir cır cır böceği bulurlar. Arkadaşı kızılderiliye "senin insanüstü güçlerin var bu sesi nasıl duydun" diye sorar, kizilderili ise bu sesi duymak için insanüstü güçlere sahip olmaya gerek olmadığını söyleyerek arkadaşına kendisini izlemesini söyler. Kaldırıma geçerler ve kızılderili cebinden çıkardığı bozuk parayı kaldırımda yuvarlayarak atar. Bir cok insan bozuk para sesinin ceplerinden düşen bir paramı diye sesin geldiği yöne doğru bakar kızılderili arkadaşına dönerek,
- "gördün mü önemli olan nelere değer verdiğin ve neleri önemsediğine bağlıdır.
Herşeyi ona göre duyar , görür ve hissedersin" der !...
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Baltayı bilemek
4/10/2008 -Kategori: Deneme
Bir ormanda iki kisi agac kesiyormus. Birinci adam sabahlari erkenden kalkiyor, agac kesmeye basliyormus, bir agac devrilirken hemen digerine geciyormus. Gun boyu ne dinleniyor ne ogle yemegi icin kendine vakit ayiriyormus. Aksamlari da arkadasindan bir kac saat sonra agac kesmeyi birakiyormus. Ikinci adam ise arada bir dinleniyor ve hava kararmaya basladiginda eve donuyormus. Bir hafta boyunca bu tempoda calistiktan sonra ne kadar agac kestiklerini saymaya baslamislar. Sonuc : Ikinci adam cok daha fazla agac kesmis. Birinci adam ofkelenmis :
" Bu nasil olabilir ? Ben daha cok calistim. Senden daha erken ise basladim, senden daha gec bitirdim. Ama sen daha fazla agac kestin. Bu isin sirri ne ?"
Ikinci adam yuzunde tebessumle yanit vermis :
" Ortada bir sir yok. Sen durmaksizin calisirken, ben arada bir dinlenip baltami biliyordum. Keskin baltayla, daha az cabayla daha cok agac kesilir."
Kendimizi gelistirmek , baltamizi bilemektir. Kendimize zaman ayirip, yasamimizi objektif bir bakisla gozden gecirmektir. Zayif buldugumuz alanlarimizi gelistirmek icin caba gostermektir. Bu, zihnimizin, ruhumuzun, karakterimizin guclenmesi icin olmazsa olmaz bir kosuldur. Delfi'deki unlu tapinakta Sokrat'in su sozu yer alir :
" Insan Kendini Tani "
Kendini tanimak, su anda oldugumuz noktayla olmak istedigimiz nokta arasindaki yoldur. Kendini tanimak, kendimizi nasil gordugumuz ile baskalarinin bizi nasil gordugu arasinda aci olmamasi anlamina gelir. Bireysel ve is yasamimizda basarili, mutlu ve doyumlu olmak istiyorsak, baltamizi bilemek icin kendimize zaman ayirmaliyiz.
Yorum (yok) Yorum yaz! Kalıcı Bağlantı
Dostluk İpliği
16/9/2008 -Kategori: Deneme
Genç bir adam iyi bir terziymiş. bir dikiş makinesi ve küçücük bir dükkanı varmış. Sabahlara kadar uğraşıp didinir ama pek az para kazanırmış. Çok soğuk bir kış gecesi dükkanı kapatırken elektirik sobasını açık unutmuş ve çıkan yangın onun felaketi olmuş. Artık ne bir işi varmış ne de parası. Günler boyu iş aramış ama bulamamış. Yük taşımış, bulaşıkçılık yapmış, yinede evinin kirasını ödeyecek kadar para kazanamamış. Sonunda ev sahibininde sabrı taşınca, küçük bir bavula sığan eşyalarıyla sokakta bulmuş kendini. Mevsim kış, hava ayaz olsada genç adamın köşedeki parktan gidecek başka yeri yokmuş. Bir sabah iş arayacak derman bulamamış bacaklarında. Açlıktan ve soğuktan bitin bir şekilde bankta otururken, kocaman bir araba yanaşmış kaldırıma. Araka kapıyı açamya çalışan şoförü kızgınlıkla yana itmiş arabadan inen yaşlı adam, " yalnız bırakın beni, parkta dolaşırsam belki sinirim gçer" diye söylenmiş. Zengin bir işadamı olduğu her halinden belli olan ihtiyar, birkaç adım attıktan onra bankta titreyen terziyi görmüş. Terzi, adamın üzerindeki paltoya bakıyormuş dikkatle. Birden siniri geçiveren ihtiyar , "zavalı adamcağız kimbilir nasıl üşüyordur, ona nasıl yardım etsem acaba?" diye düşünmeye başlamış. Oysa terzinin düşlediği paltonun sıcaklığı değilmiş. O, çok kalın ve kaliteli bir kumaştan eretilen bu paltonun sahibine hiç de yakışmadığını ve onun vücuduna uygun şekilde dikilmediğini düşünüyormuş. Yaşlı iş adamı terzinin yanına yaklaşıp, "ne o evlat, bu ayazda parkta donmuşsun istersen paltomu sana veriyim" deyince, "hayır, teşekkür ederim. Ben sadece bu paltonun size göre olmadığını düşünüyordum. Kumaşı fazla kalın ve sizi olduğunuzdan şişman göstermiş" diye yanıt vermiş terzi. Yaşlı adam bu cevabı alınca hayli şaşırmış. Çünkü o da üzerindeki paltoya onca para ödediği halde kendisine bir türlü yakıştıramıyormuş. " Soğuktan titrerken nasıl böyle bir şeye dikkat edebiliyorsun? " diye soran yaşlı adam, "ben terziyim" yanıtını alınca "benimle gel, hayat hikayeni yolda anlatırsın" diyerek arabaya bindirmiş bizim terziyi. Bu karşılaşma terzinin hayatındaki dönüm noktası olmuş. Böyle yetenekli bir insanın işsiz ve evsiz kalmasına çok üzülen iyiliksever yaşlı adam, terziye bir dükkan açmasına yetecek kadar para vermiş. Bunun karşılığında tek istediği kendi giyisilerini bu genç adamın dikmesiymiş.
Terzi yeni bir işe hemde kendi işine başlamanın heyecanıyla deliler gibi çalışmaya başlamış. Bu arada yaşlı iş adamı desteğini esirgemiyor, onu kendi çevresindn zengin kişilerle tanıştırarak yeni siparişlr almasını sağlıyormuş. Küçük dikkan önce kocaman bir modaevine dönüşmüş. Sonra da pek çok ünlü marka için eretim yapmaya başlamış. Terzi artık "ünlü işadamı" diye anılır olmuş. Bir gün ihtiyar adam onu ziyarete gitmiş. Terzi çok büyük bir iş bağlantısını yapmak üzere yurt dışına gidecekmiş ve uçağa yetişmesine az bir zaman varmış. Biraz sohbet ettikten sonra yaşlı adam birden fenalaşmış, kalp krizi geçiriyormuş. Hemen bir ambulans çağırılarak hastaneye kaldırılmış. Yeni iş adamımız ise büyük işi kaçırmak istemediği için uçağa yetişmiş. Yaşlı adam krizi atlatmış ve uzun süre hastanede yatmış. Bir yandan da sadec bir kez telefon ederek durumunu soran terziyi bekliyormuş. Fakat terzi daha çok para kazanmak için oradan oraya koştururken bir türlü yaşlı adamı ziyarete gidememiş. Aradan o kadar uzun bir süre geçmiş ki bu seferde utancından yaşlı adamın kapısını çalamaz olmuş. Bir süre sonra terzinin işleri yolunda gitmemeye başlamış. Fabrikalarını kapatmak zorunda kalmış ve elinde kala kala yine küçücük bir dükkanı kalmış. Utana sıkıla yaşlı adama koşmuş hemen. nerede hata yaptığını sormak için. Son derece kırgın olan ihtiyar yine de onu kabul etmiş ama anlatacağı öyküyü dinledikten sonra hemen çıkıp gitmesini istemiş. Ve başlamış anlatmaya. "Bir zamanlar fakir bir oduncu varmış. Ormandaki bir kulubede yaşar ve odun keserek hayatını kazanırmış. Birgün kulubesinde yangın çıkmış ve bu yanın bütün ormanı kül etmiş. O çevrede kimse ona güvenip iş vermeyince, çıkınını alan oduncu , eşeğine binip yola koyulmuş. Ağaçların arasında yürürken birinin kendisine seslendiğini duymuş. Başını kaldırınca konuşanın bir bülbül olduğunu görmüş. Bülbül ona" senin haline çok üzüldüm, şimdi öyle bir büyü yapacağımki eşeğin çok güzel şarkı söylemeye başlıcak sende onunla gösteriler yapıp çok para kazanacaksın" demiş. Gerçektende eşek birbirinden güzel şarkılar söylemeye başlamış. Oduncu o şehir senin bu şehir benim dolaşıp eşeğine şarkı söyletiyor ve herkes onları izlemek için birbiriyle yarışıyormuş. Oduncu ve şarkı söyleyen eşeği bütün ülkede ünlanmişler. Birgün yine gösteriye yetişmek için koştururken, bülbülün yardım isteyen sesini duymuş oduncu. Bir kedi bülbülü yakalamış ve yemek üzereymiş. Şöyle bir duraklamış ama gösteriye gitmemeyi, onca parayı kaçırmayı gözü yememiş, arkasına bakmadan kaçmış oradan. Gösteri başladığında ise eşeği herzamanki gibi güzel şarkılar söylemek yerine sadec bir eşeğin çıkarabileceği sesi çıkarmış. Oduncu kendisini şarlatanlıkla suçlayan izleyicilerin elinden canını zor kurtarmış.İşte ozaman bülbül ölünce büyünün bozulduğunu anlamış. Bende senin bülbülündüm ve sen beni öldürdün, büyü de o yüzden bozuldu. Keşke güzel giyisiler dikerken dostluk ipliğini koparmasaydın" demiş. Öyküyü dinleyince hemen çıkıp gitmiş terzi, çünkü söyleyecek sözü yokmuş... Onun söyleyecek bir şeyi yok ama ben söylemek isterim.
DOSTLUK İPLİKLERİNİZİ KOPARMAMANIZ DİLEĞİYLE...